Filistin direnişinin yok oluşa yanıtı: El Aksa Tûfanı

OCT 13, 202623 MIN

Description

7 Ekim 2023, Batı Asya tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olarak şimdiden emekçi halkımızın hafızasında yerini aldı. O sabah erken saatlerde gözünü açıp, haberlerde ve sosyal medyada gördükleri karşısında büyük bir şok yaşamayan, sanırız yoktur. 7 Ekim sabahı, daha Netanyahu meşhur “Filistinsiz” dünya haritasını BM kürsüsünde sallayalı bir ay kadar olmuşken, Gazze ablukası dayanılmaz bir hal almış ve Batı Şeria’daki Siyonist yerleşimlerin genişlemesi son derece hızlanmışken, Netanyahu ve Erdoğan ABD’de görüşmüş ve aralarında yeni bir normalleşmenin sinyalleri verilmişken ve Suudî Arabistan’ın da İsrail ile normalleşme yoluna gireceği haberleri iyiden iyiye duyulmaktayken, Filistin direniş örgütleri askerî olarak çok iyi planlanmış bir operasyon ile düşmanı (ve sözde dostlarını) gafil avlıyor ve Filistinli tutsaklarla takas etmek üzere çok sayıda yerleşimciyi esir ederek Gazze’ye geri dönüyordu. Filistinli direniş örgütlerinin bu haklı ve meşru eylemi, İsrail tarafından yürütülen, en kanlı aşaması iki yıl devam eden ve sayıları muhtemelen yüz binden fazla Filistinlinin katledilmesi ile sonuçlanan bir soykırım ile karşılandı. Devrimci İşçi Partisi olarak El Aksa Tûfanı’nın, Filistin halkının ülkemizdeki istibdad rejimi dâhil sözde müttefiklerinin eylemlerinin de yardımıyla yok oluşa sürüklenmekte oluşu karşısında Filistin direniş örgütlerinin hem kaçınılmaz hem de iyi örgütlenmiş bir yanıtı olduğunu defalarca belirttik. Filistin direnişinin sonrasını iyi hesaplamadan böyle bir işe giriştiğini ve dolaylı da olsa Siyonist soykırımın başlamasında rolü olduğunu iddia edenlerin ıskaladığı husus bu kaçınılmazlıktır. Burada iki şeyi özel olarak vurgulamak gereklidir. İlki, bu operasyonun başarısının iki güç arasındaki silah gücü asimetrisi veri iken sadece askerî olarak ölçülmesinin hata olacağıdır. Filistin direnişi, sadece Direniş Ekseni güçleriyle sınırlı kalmayan bir bölgesel tepkinin, zamanla diğerlerini de çekerek İsrail’in olası yanıtı üzerinde bir baskı oluşturacağını düşünmüştür. Rüzgâr böylece terse dönebilir ve Filistin üzerindeki baskı hafifleyebilirdi. Açıkçası, Direniş Ekseni bu savaşta olabildiğince Filistin’e destek olmuştur. Onun dışındaki, istibdad rejimini de içeren unsurların özellikle ilk aşamada verdikleri cılız tepkiler ise bırakın frenlemeyi, İsrail’i daha da cesaretlendirmiştir. İkincisi ise, Filistin halkı ile Filistin direniş örgütleri arasındaki ilişkiye dairdir. Unutmayalım ki, Filistin halkı bir avuç haini bir kenara bırakırsak uzun süredir neredeyse topyekûn bir savaşın içindedir. Bir intifada yoğunluğunda olmasa da Gazze’de, Batı Şeria’da, 48 topraklarında, direniş örgütlerini destekleyerek, ya da doğrudan yeri geldiğinde silah bulan silahla, bıçak bulan bıçakla, aracı olan aracını yerleşimcilerin ve askerlerin üzerine sürerek savaşmaktadır. Yüz binden fazla sivilin yanında on binlerce Filistinli direnişçi de İsrail tarafından katledilmiştir. Ama hem soykırım sürerken hem de bugün, tüm Filistin direniş örgütleri saflarını yeni savaşçılarla fazlasıyla tahkim etmiş durumdadır. Batı Şeria’da Cenin, Tulkerim ve Tubas gibi merkezlerde silahlı grupların varlığı 2024–25 boyunca hem İsrail ordusunun hem de işbirlikçi Filistin Özerk Yönetimi’nin operasyonlarına rağmen devam etmiştir. Batı Şeria ve Gazze’de halk arasında örgütlerin silah bırakmaması gerektiğini söyleyenlerin oranı %70’in üzerindedir. Lübnan'da dahi halen kamplardan giden yeni Filistinli savaşçılar Siyonistlerin karşısına dikilmektedir. Sıklıkla karşımıza çıkan, Filistin halkının İsrail’in değil de direniş örgütlerinin esiri olduğu iddiası ya liberal ahmaklığın ya da emperyalizm ve Siyonizme imanın bir sonucudur.